BASRAHIBE'NIN EL KITABI 1
- Ariela D.
- 4 Şub
- 3 dakikada okunur

KOZMİK DÜĞÜN 2029 ŞUBAT
Cam gibi parlak bir mabedin göğsünde, tam on sene evvel, her şeyin bittiği yerdeydim. Kalbim kaskatı ve tırnaklarım keskin. Duvarlar yosundu az önce ama rahmim kasılmaya ve doğum sancıları kasıklarıma ulaşmaya başladığında camdan bir sırça köşküne dönüştü bir anda. Doğru yerdeydim, doğru zamanda ama nasıl?
Ne bize düşmandı anlamak istemiştim o zamanlar ama kalbim bunun bir sorun olmadığını söyledi, onu kullanmayı öğrenmeliydim. Tam on sene önce o masada tek tek, yedi kıta yok olmuştu, yedi akıl-ruh-kalp. Gözlerimin önünde öldürüldüler, parşömenler yakıldı, kağıtlar yırtıldı. Bu hırsızlar onca gün ne diye beklemişlerdi anlamadım. Yok etmeye mi arandılar günlerce. Sonra fark ettim ki bizden soyut olanı, gökkuşağını çalmışlardı.
Ama bu yedi rengin kumaşı öyle parlaktır ki en avam akıl bile sezer çiğ kumaşın benzini, yılmadım, yedi adamı aramaya devam ettim.
…
Peki tam on sene sonra, rahmimde kasılan ve karnımda büyüyen bu şey. Bu doğum yerinde kendimi bulmadan önce yokluk vaktini Kuzey’de, Sibirya’da günlerce bekledim. Ben ve Moğol bir aile. Günlerce. Bahar mı gelecekti topraklara, yemin ederim bilmiyordum neyi beklediğimizi ama bekledim. Ömürler gibiydi, şimdi anlıyorum ki göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş, inanır mısın gerçekten bahar gelmişti ve ben kendimi güneyde buldum, bir anda, kulenin en tepesindeydim. Dağlardaki kulemizin en üst gözünde.
Ağzım kasıldı önce, ben senelerce onsuz kalmıştım ama o günler sevgilime giden yollarmış. Bana, ben yedi adamlı masayı, o ceset ve kan kokusunu bırakmadan önce söylemişti: ’Bu çember, bu masa kutsal olanı merkezinde taşır, döneceksin ama nasıl? Sen olan bir şeyi yitirdin, üzgünsün ama yeni doğumlar düşlemelisin. Evet, sen de haklısın, bir prenses krallığından ayrılıp halkın arasına karışmalı mı? Sen karışmalısın, göreceğin çok şey var.’
Ona çok kızmıştım, beni gölgeler diyarında kristalden uzak bıraktı, onlarla yedim, onlarla konuştum, gölgeler sırdaşım oldu, gölgelere halkıma olan aşkımı anlattım. Gökkuşağının dilini öğrettim onlara. Beni yetiştirenlerden gölgelere aktardım ama ne yararı vardı? Çembere geri dönmek istiyordum.
…
Ve o gece, mermerden masanın tam ortasına uzandım ve eteğim dizlerime kadar sıyrılmıştı. Her şeyi biliyordum her şeyi ne bir ulak söyledi ne bir melek, içim biliyordu bu bir doğumun ezeli yasası! Düğün-halvet-doğum aynı andaydı, kasıklarım ve kalbim patlayacaktı. Aşktı bu hissettim, nefes aldım ve nefes verdim, her anında, kuvvetlice.
Ben bir çocuktum ve şimdi bir kadın oldum.
Ben kızındım ve şimdi eşinim.
O adamlar, beni yetiştiren, gökkuşağının dili,
şimdi içime bıraktığın ve döllenenle, yeni bir ceset giyiniyorlar, şükürler olsun!
Bacaklarım titredi, kalbim titredi, öyle bir cesaret geldi ki oğullarım kendileri ıkındılar içimden kendilerini, tek tek dışarı çıktılar.
Yedi gölge sandım başta, gölgeler sandım onları başta, gölgeler çocuklarım oldu sandım ama değildi, bunlar onlardı!Yedi kıta, yedi okyanus, yedi akıl-kalp-ruh, yedi bebek geldi dünyaya.
Tek tek buldular masada yerlerini, keskin akılları ve keskin yürekleri vardı. Doğruldum, üzerimdeki tül hala bembeyazdı, anladım, doğum değildi zor olan, sevdiğini yeniden bulmaktı.
Onların karşılarında durdum ve birden Güneş’e dönüştüm, ben yedi kalbin annesi artık bir Güneştim, Tanrı’nın Güneşi. Hemen gözlerini tek tek süzüp onların kalplerini yokladım her şey şimdi hazırdı ve başladım.
‘Evlatlarım, yedi rengin bekçisi! Sizler 4000 sene önce söylenmiş bir sözün tohumlarısınız ve heyhat ben sizin ölüm ve doğumunuzun şahidi, anneniz ve kızınızım!
O sözü ilk söylediğiniz güne gidin, neşenin diyarında ilk çarmıha gerildiğiniz yer, sözleştiğiniz yer göklerle!
Bugün o sözü yenileyeceğiz, 4000 senede bir yenilenen, benimle tekrar edin dostlarım!Bu göklerin denizi bir okyanustur ve bizler içinde köpekbalıklarıyız, inlerine sessizce inen ve çıkan. Ezgimiz yeryüzüne mutlak aklın suretini dinletir ve hakikatin lafzını bir kadından alan oğullar biz, yeryüzü sevginin dili oluncaya kadar güllerin en kızılına yemin etmekteyiz. Bu söz hakikatin karşısında sadece hakikat kadar gerçek olmak isteyenin sözüdür. Gerekliyse yüzümüze çarpsın, gerekirse bizi yok etsin ama hakikat bize günün sonunda öğretsin. O’ndan başka, Sen’den başka, gerçeğin basitliğinden başka bir yön ve dil olmadığını, dünyada yedi renkten başka renk olmadığını. Onu bir fanusun içinde ellerimizin içinde tutalım. O kadar küçük olsun ve biz o kadar büyüyelim karşısında, büyüdükçe akışkan olalım, bir fanusa dolalım!
Büyüleri bozun evlatlarım, hırsızı yıkın, kralları incitmeyin onlar zaten incinmiş olanlardır, yeni bir düzen yaratın, yaratılmış yeni düzenin, yeni dünyaya yeni bir dünya bırakın. Ben güneşiniz, kızınız ve anneniz, yoldan saptığında bana dön, sana rengini hatırlatayım.’

Yorumlar